WHATSAP İLETİŞİM
 

BACOŞ'UN ARILARI

  Bir süredir evde tedirginlik, telaş vardı. O gün Aysun ablası ona “Bacoş, babamızın tayini çıktı. Artık buradan başka yere taşınacağız” dediğinde pek bir şey anlamamıştı. Beş çocuklu ailenin en küçüğüydü Nursel. Ona hep Bacoş denildiğinden, neredeyse adı unutulmuş gibiydi. Annesi de ona, “Güzel kızım, memur aileleri, ara ara başka yerlere tayin olur, taşınırlar. Göçmen kuşlar gibi giderler. Sen doğduğunda çoook uzaklardaki yerdeydik. Babanın tayini nedeniyle birçok yere taşındık. Şimdi yine taşınacağız.” Nursel öylesine şaşırmıştı ki. Birden ağlamaklı oldu. Esen ablası; “Bacoş, şimdi sen arılarını düşünüyorsun değil mi? Merak etme, her şeyimiz taşınacak oraya. Senin arılarının evi olan kovan da.” Aysun ablası ona sarılıp “Merak etme, orada da burada olduğu gibi geniş bahçeli lojman varmış, hazırmış, bizi bekliyormuş. Tıpkı buradaki gibi, aynı sırada üç lojmandan ortadaki bizim evimiz olacak. Nursel’in “Ayla’lar da taşınacak mı oraya” sorusuna gülmekten kendilerini alamadılar. Ülkü “hayır, orada başka aileler varmış. Yeni arkadaşlarımız olacak” Nursel’in küçücük dünyasında sadece burası vardı. Öylesine sarsıldı ki… Fakat arılarının da götürüleceğini duyduğunda biraz rahatlamıştı. Zira onları çok seviyordu. Arılarla tanıştığı günü hiç unutmuyordu. Büyükleriyle birlikte gittikleri çay kenarında balık tuttuktan sonra, eve dönerken, yol kenarındaki bir ağacın dalındaki arı oğlunu görmüşler, çok heyecanlanmışlar, Ankara’dan gelen üniversiteli ağabeyisi onları alıp, eve getirmek istemişti. Ona seslenişi hala kulaklarındaydı. “Hadi bacoş, gömleğini çıkaralım” Elbisesini çıkarıp, gömleğini almışlar, kollarını bağlayarak torba haline getirerek, arı oğlunu içine alıp, koşarcasına eve gelmişlerdi. Boş kovan bulunup, içine konmuştu. Onun gömleği olmasa, bu iş olmazdı. Büyükleri onu buna inandırmış, onlar artık “Bacoş’un Arıları” olarak anılmaya başlamıştı. Sonraki günlerde yoğun bir şekilde hazırlıklar başladı. Tahta parçalarından kocaman kafesler çakıldı. İçine tavuklar konacaktı. Evin kırılacak cam eşyaları, tek tek gazete kâğıtlarına sarıldı. Yataklar, yorganlar, yastıklar, halılar denk yapıldı. Örtülerle sarılıp, kalın iplerle bağlandı. Bu işleri yapmak zor olsa da, deneyimli olmaları nedeniyle kısa sürede her şeyi yoluna koydular. Arkadaşı Ayla “Sizin evinize başkaları gelecekmiş, onların da çocukları varmış. Seninle ne güzel oyunlar oynuyoruz. İyi bir arkadaşımsın. Bilmem gelenleri de sizler kadar sevecek miyiz” sözlerinden sonra Nursel’e minik bir paket verdi. “Bu benden sana hatıra olsun. Kullanırken hep beni hatırla.“ Paket açıldığında içinden beyaz organtin bir kurdele ile renkli saç tokası çıktı. Nursel arkadaşına sarılarak teşekkür etti. Onun da minik hediye paketi hazırdı. Küçük bir çanta içinde süslü saç tokaları. Kardeşleri için renkli bilyeler. Sonraki gün yine herkesle vedalaşmalar, hüzünlü kucaklaşmaları oldu… Ve oradaki son gün… Çevredeki her şey, Nursel’e çok daha güzel, çekici görünüyordu. Bahçedeki arı kovanının önünde durup, uzun uzun arılarını seyretti. İçinden arılarını teselli etmek için bazı düşünceler geçirdi. “Gideceğimiz yerde de çok güzel çiçekler, ağaçlar varmış, üzülmeyin, zaten yine hep beraberiz.” Oradaki son geceleriydi. Nursel bir süre uyuyamadı. Daha sonra gecenin sessizliği içinde, ağustos böceklerinin ötüşleri, ninni gibi geldi, uyudu… “Bacoş, haydi artık kalk, giyin, kahvaltıdan sonra gidiyoruz” Başucundaki Aysun ablasıydı. Kalkıp giyindi. Kapıda kocaman bir kamyon duruyordu. Sabahın erken saatlerinde gelmiş, Eşyaların çoğu yüklenmiş. Evin içi bomboş olmuştu. Bacoş çok heyecanlıydı. Eşyaların kalan kısmı da yüklendi. Tavuklar da önceden hazırlanan kocaman tahta kafeslere konup, kamyona yerleştirildi. Fakat kovan hala bahçedeki yerinde duruyordu. Son olarak da onu alıp, en üst kısma, kalın urgan ile bağladılar. Şoför kara yağız bir delikanlıydı. Neşeli, güler yüzlü, dinamik haliyle insanı rahatlatıyor, güven veriyordu. Sık sık “Siz merak etmeyin bey amca, peki, olur bey amca” gibi konuşmalar yapıyordu… Terbiyeli, saygılı bir gençti. Dopdolu kamyonun şoför mahalline kucak kucağa hepsi sığdı. Nursel annesinin kucağına oturmuştu. Komşular, okul öğrencilerinin el sallayarak, gözyaşlarıyla, hüzünlü bir şekilde uğurladılar onları… Eskiden kısa mesafeler bile uzundu. Nursel’in bir parçası arkada kalmış gibiydi. Kamyon bozuk yollardan ilerlerken, gözlerinin önünden kayıp giden ağaçlara, yol kenarlarına bakmaktan başı dönenler oluyordu. Esen ablasının midesi bulanmıştı. Ona kesekâğıdı verdiler, Yollar kıvrıldıkça, onların da yüreği burkulmuş gibi oluyordu. Herkes hüzünlüydü. Geçirdikleri yaşam anları ve anıları geride kalıyordu. Yollar kıvrılıp, burkulup düğümleniyor, dönerken çözümleniyordu adeta. Bazen yeşillikler içinden veya gelincik, papatyaların olduğu yerlerden geçiyorlardı. Tarlada çalışan rengarenk giysili köylüleri, hayvan sürülerini görüyorlardı. Gördüğü yüksek dağları, küçücük dünyasında masallardaki Kaf Dağı gibi düşünüyordu Nursel. Ayrıca az ilerideki O dağlardan birinin yanından geçerken, yörede söylenen o türkünün sözlerini anımsamıştı. “ Benim olsa idin, seni vermez idim, feleğe,feleğe… Neneyle de Ezo gelin neneyle… Çık Suriye dağlarına da, bana karşı el eyle…” belli etmeden , geçmişte yaşamış, acıklı aşk öyküsü dillerden düşmeye, hayalindeki beyaz gelinlikler içindeki , güzeller güzeli, mahzun Ezo geline el sallayarak veda etmeyi de unutmadı. Sonraları “Ah keşke masallarda olduğu gibi uçan halı ile gitseydik” düşüncesi geçiyordu içinden. Zira zaman geçtikçe, kamyondaki yolculuk çok yorucu olmaya başlamıştı. Böyle tangır tungur giderken, tam bir dönemeci dönüyorlardı ki, dikiz aynasından bir şeyin yola savrulmakta olduğunu fark ettiler. Şoför frene basıp, hemen durdurdu kamyonu. Telaşla indi. Arıkovanı, dönemeçten dönerken, uçuruma yuvarlanmıştı. Nursel “Arılarım !… “ diye bir çığlık atarak ağlamaya başladı. Ülkü ve Esen ablaları “Ağlama bacoooş, bak şoför abi alacak oradan, sen hiç üzülme” gibi sözler söyleyerek onu avutmaya çalıştılar. Baba “Alınmaz oradan” dese de şoför inatla alabileceğini söyledi. O da sanki ailenin bireyi gibi olmuştu yol boyu. “Nursel Bacoş, üzülme, arıların az sonra bizimle yola devam edecek” diyerek uzaklaştı. Uçuruma indi, onu çıkardı. Fakat… Arıların saldırısına uğramaz mı? Güçlükle yürüyüp, kamyonun uygun yerine bağladı. Sonra kamyona binip, direksiyon başına geçti. Fena halde canı yandığı belli oluyordu. Onun bu durumuna herkes üzülmüştü. Şoför ise adeta ağlamaklı idi. Yüzü gözü de şişmeye başlayınca yüksek sesle konuşmaya başladı. “Bittim ben bey amca. Yarın düğünüm vaaaar… Bu halde ben nasıl damat oluruuum! “ Gerçekten de dudakları öylesine şişmişti ki… Nursel Bacoş arılarının kurtulması ile rahatlamıştı. Hatta keyiflenmişti. Zaman zaman masallarla gerçekler arasında gel- git ler yaşardı hep. Şoför ağabeyinin bu hali, ona dinlediğ bir masalı anımsattı: Geçmişte bir çocuğun canı çok sıkılmıştır. Derin bir iç çekişten sonra yüksek sesle “Offfff…” der. Birden gökyüzünü bir duman kaplar. Sonra o dumanlar yavaş yavaş toplanır, sıkışır. Kocaman, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir dev adam olur. Çocuk korkar ve şaşırır. Dev kalın, güçlü bir sesle “Benim adım Of… Az önce sıkılıp beni çağırdın. Her isteği yerine getiririm. Dile benden ne dilersen” der. İşte şu anda dudakları da şişince biraz Of’a benzetmişti şoför ağabeyi. İçinden şimdi ben de derin bir “Offff…” çeksem, Of gelse, ona “Şoför ağabey yarın damat olacakmış, yüzünün şişi insin, arıların soktuğu yerler acımasın, kaşınmasın” desem. Birden kendine geldi. Zira herkes çok üzgündü. Şoför ve büyükleri endişeliydiler. Zira gözleri de şişmeye başlamıştı. İyice kapanırsa arabayı nasıl kullanırdı? Arabada bir süre sessizlik oldu. Nursel şoföre baktı göz ucuyla. Görüntüsü o kadar komik olmuştu ki… Kendini tutamadı, kıkır kıkır gülmeye başladı. Önce büyükleri ona azarlarcasına baktılar. Fakat sonra… Ablaları da birer birer, adeta patlarcasına gülmeye başladılar. Öyle ki, tüm aile gülme krizine tutulmuş gibiydiler… Anne öfkeyle “kesin şu gülmeyi, ayıptır” dediyse de katılırcasına gülmeler devam ediyordu. Bu kez şoför yüksek sesle konuştu. “Bırakın gülsün, rahatlasınlar hanım teyze. Onlar çocuk. Bacoş hele sen, doya doya gül de rahatla. Arıların kurtuldu, sen gülmeyip de ne yapacaksın… Bey amca üzülmeyin, gözüm kapanmadan oraya varırız. Hani bizde atalarımızdan kalma bir söz vardır: “Çoğu gitti azı kaldı, keli gitti dazı kaldı. ” Yollar… Arada kıvrılıyor, dönerken çözülüyor, bazen da yılan gibi uzayıp gidiyordu… Yol boyu nefis görüntüler: Tarlalardaki yeşilliklere bakarken gözleri yeşile, altın gözlü papatyalarla da beyaza boyanır gibi oluyordu. Nursel dalmıştı. Esen ablasının sesiyle irkildi “Bacoş, bak, taşındığımız yere yaklaşmışız. Senin arıların buralara kadar gelip, bu çiçeklere konabilirler…” O anda kıpkırmızı gelinciklerin olduğu tarlanın yanından geçiyorlardı. İçi sevinçle doldu. Zaten hep içine konmuş arıların olduğunu hayal ederek bakıyordu çiçeklere… ( N. T.nin, "Bacoş’un Arıları” adlı çocuk romanından alıntı-) 
Ekleme Tarihi: 16 Nisan 2016 - Cumartesi

BACOŞ'UN ARILARI

 

Bir süredir evde tedirginlik, telaş vardı. O gün Aysun ablası ona “Bacoş, babamızın tayini çıktı. Artık buradan başka yere taşınacağız” dediğinde pek bir şey anlamamıştı.

Beş çocuklu ailenin en küçüğüydü Nursel. Ona hep Bacoş denildiğinden, neredeyse adı unutulmuş gibiydi. Annesi de ona, “Güzel kızım, memur aileleri, ara ara başka yerlere tayin olur, taşınırlar. Göçmen kuşlar gibi giderler. Sen doğduğunda çoook uzaklardaki yerdeydik. Babanın tayini nedeniyle birçok yere taşındık. Şimdi yine taşınacağız.”

Nursel öylesine şaşırmıştı ki. Birden ağlamaklı oldu. Esen ablası;

“Bacoş, şimdi sen arılarını düşünüyorsun değil mi? Merak etme, her şeyimiz taşınacak oraya. Senin arılarının evi olan kovan da.”

Aysun ablası ona sarılıp “Merak etme, orada da burada olduğu gibi geniş bahçeli lojman varmış, hazırmış, bizi bekliyormuş. Tıpkı buradaki gibi, aynı sırada üç lojmandan ortadaki bizim evimiz olacak.

Nursel’in “Ayla’lar da taşınacak mı oraya” sorusuna gülmekten kendilerini alamadılar. Ülkü “hayır, orada başka aileler varmış. Yeni arkadaşlarımız olacak”

Nursel’in küçücük dünyasında sadece burası vardı. Öylesine sarsıldı ki… Fakat arılarının da götürüleceğini duyduğunda biraz rahatlamıştı. Zira onları çok seviyordu. Arılarla tanıştığı günü hiç unutmuyordu.

Büyükleriyle birlikte gittikleri çay kenarında balık tuttuktan sonra, eve dönerken, yol kenarındaki bir ağacın dalındaki arı oğlunu görmüşler, çok heyecanlanmışlar, Ankara’dan gelen üniversiteli ağabeyisi onları alıp, eve getirmek istemişti. Ona seslenişi hala kulaklarındaydı.

“Hadi bacoş, gömleğini çıkaralım” Elbisesini çıkarıp, gömleğini almışlar, kollarını bağlayarak torba haline getirerek, arı oğlunu içine alıp, koşarcasına eve gelmişlerdi. Boş kovan bulunup, içine konmuştu. Onun gömleği olmasa, bu iş olmazdı.

Büyükleri onu buna inandırmış, onlar artık “Bacoş’un Arıları” olarak anılmaya başlamıştı. Sonraki günlerde yoğun bir şekilde hazırlıklar başladı. Tahta parçalarından kocaman kafesler çakıldı. İçine tavuklar konacaktı. Evin kırılacak cam eşyaları, tek tek gazete kâğıtlarına sarıldı. Yataklar, yorganlar, yastıklar, halılar denk yapıldı. Örtülerle sarılıp, kalın iplerle bağlandı. Bu işleri yapmak zor olsa da, deneyimli olmaları nedeniyle kısa sürede her şeyi yoluna koydular. Arkadaşı Ayla “Sizin evinize başkaları gelecekmiş, onların da çocukları varmış. Seninle ne güzel oyunlar oynuyoruz. İyi bir arkadaşımsın. Bilmem gelenleri de sizler kadar sevecek miyiz” sözlerinden sonra Nursel’e minik bir paket verdi.

“Bu benden sana hatıra olsun. Kullanırken hep beni hatırla.“ Paket açıldığında içinden beyaz organtin bir kurdele ile renkli saç tokası çıktı. Nursel arkadaşına sarılarak teşekkür etti. Onun da minik hediye paketi hazırdı. Küçük bir çanta içinde süslü saç tokaları.

Kardeşleri için renkli bilyeler. Sonraki gün yine herkesle vedalaşmalar, hüzünlü kucaklaşmaları oldu… Ve oradaki son gün…

Çevredeki her şey, Nursel’e çok daha güzel, çekici görünüyordu. Bahçedeki arı kovanının önünde durup, uzun uzun arılarını seyretti. İçinden arılarını teselli etmek için bazı düşünceler geçirdi. “Gideceğimiz yerde de çok güzel çiçekler, ağaçlar varmış, üzülmeyin, zaten yine hep beraberiz.”

Oradaki son geceleriydi. Nursel bir süre uyuyamadı. Daha sonra gecenin sessizliği içinde, ağustos böceklerinin ötüşleri, ninni gibi geldi, uyudu… “Bacoş, haydi artık kalk, giyin, kahvaltıdan sonra gidiyoruz” Başucundaki Aysun ablasıydı.

Kalkıp giyindi. Kapıda kocaman bir kamyon duruyordu. Sabahın erken saatlerinde gelmiş, Eşyaların çoğu yüklenmiş. Evin içi bomboş olmuştu. Bacoş çok heyecanlıydı. Eşyaların kalan kısmı da yüklendi. Tavuklar da önceden hazırlanan kocaman tahta kafeslere konup, kamyona yerleştirildi. Fakat kovan hala bahçedeki yerinde duruyordu.

Son olarak da onu alıp, en üst kısma, kalın urgan ile bağladılar.

Şoför kara yağız bir delikanlıydı. Neşeli, güler yüzlü, dinamik haliyle insanı rahatlatıyor, güven veriyordu. Sık sık “Siz merak etmeyin bey amca, peki, olur bey amca” gibi konuşmalar yapıyordu…

Terbiyeli, saygılı bir gençti. Dopdolu kamyonun şoför mahalline kucak kucağa hepsi sığdı. Nursel annesinin kucağına oturmuştu. Komşular, okul öğrencilerinin el sallayarak, gözyaşlarıyla, hüzünlü bir şekilde uğurladılar onları…

Eskiden kısa mesafeler bile uzundu. Nursel’in bir parçası arkada kalmış gibiydi. Kamyon bozuk yollardan ilerlerken, gözlerinin önünden kayıp giden ağaçlara, yol kenarlarına bakmaktan başı dönenler oluyordu.

Esen ablasının midesi bulanmıştı. Ona kesekâğıdı verdiler, Yollar kıvrıldıkça, onların da yüreği burkulmuş gibi oluyordu.

Herkes hüzünlüydü. Geçirdikleri yaşam anları ve anıları geride kalıyordu. Yollar kıvrılıp, burkulup düğümleniyor, dönerken çözümleniyordu adeta.

Bazen yeşillikler içinden veya gelincik, papatyaların olduğu yerlerden geçiyorlardı.

Tarlada çalışan rengarenk giysili köylüleri, hayvan sürülerini görüyorlardı. Gördüğü yüksek dağları, küçücük dünyasında masallardaki Kaf Dağı gibi düşünüyordu Nursel. Ayrıca az ilerideki O dağlardan birinin yanından geçerken, yörede söylenen o türkünün sözlerini anımsamıştı. “ Benim olsa idin, seni vermez idim, feleğe,feleğe…

Neneyle de Ezo gelin neneyle… Çık Suriye dağlarına da, bana karşı el eyle…” belli etmeden , geçmişte yaşamış, acıklı aşk öyküsü dillerden düşmeye, hayalindeki beyaz gelinlikler içindeki , güzeller güzeli, mahzun Ezo geline el sallayarak veda etmeyi de unutmadı. Sonraları “Ah keşke masallarda olduğu gibi uçan halı ile gitseydik” düşüncesi geçiyordu içinden. Zira zaman geçtikçe, kamyondaki yolculuk çok yorucu olmaya başlamıştı. Böyle tangır tungur giderken, tam bir dönemeci dönüyorlardı ki, dikiz aynasından bir şeyin yola savrulmakta olduğunu fark ettiler. Şoför frene basıp, hemen durdurdu kamyonu. Telaşla indi. Arıkovanı, dönemeçten dönerken, uçuruma yuvarlanmıştı. Nursel “Arılarım !… “ diye bir çığlık atarak ağlamaya başladı.

Ülkü ve Esen ablaları “Ağlama bacoooş, bak şoför abi alacak oradan, sen hiç üzülme” gibi sözler söyleyerek onu avutmaya çalıştılar. Baba “Alınmaz oradan” dese de şoför inatla alabileceğini söyledi.

O da sanki ailenin bireyi gibi olmuştu yol boyu. “Nursel Bacoş, üzülme, arıların az sonra bizimle yola devam edecek” diyerek uzaklaştı. Uçuruma indi, onu çıkardı. Fakat… Arıların saldırısına uğramaz mı? Güçlükle yürüyüp, kamyonun uygun yerine bağladı. Sonra kamyona binip, direksiyon başına geçti. Fena halde canı yandığı belli oluyordu.

Onun bu durumuna herkes üzülmüştü. Şoför ise adeta ağlamaklı idi. Yüzü gözü de şişmeye başlayınca yüksek sesle konuşmaya başladı. “Bittim ben bey amca. Yarın düğünüm vaaaar… Bu halde ben nasıl damat oluruuum! “ Gerçekten de dudakları öylesine şişmişti ki…

Nursel Bacoş arılarının kurtulması ile rahatlamıştı. Hatta keyiflenmişti. Zaman zaman masallarla gerçekler arasında gel- git ler yaşardı hep. Şoför ağabeyinin bu hali, ona dinlediğ bir masalı anımsattı:

Geçmişte bir çocuğun canı çok sıkılmıştır. Derin bir iç çekişten sonra yüksek sesle “Offfff…” der. Birden gökyüzünü bir duman kaplar.

Sonra o dumanlar yavaş yavaş toplanır, sıkışır. Kocaman, bir dudağı yerde, bir dudağı gökte bir dev adam olur. Çocuk korkar ve şaşırır. Dev kalın, güçlü bir sesle “Benim adım Of… Az önce sıkılıp beni çağırdın. Her isteği yerine getiririm.

Dile benden ne dilersen” der. İşte şu anda dudakları da şişince biraz Of’a benzetmişti şoför ağabeyi. İçinden şimdi ben de derin bir “Offff…” çeksem, Of gelse, ona “Şoför ağabey yarın damat olacakmış, yüzünün şişi insin, arıların soktuğu yerler acımasın, kaşınmasın” desem. Birden kendine geldi.

Zira herkes çok üzgündü. Şoför ve büyükleri endişeliydiler. Zira gözleri de şişmeye başlamıştı. İyice kapanırsa arabayı nasıl kullanırdı? Arabada bir süre sessizlik oldu.

Nursel şoföre baktı göz ucuyla. Görüntüsü o kadar komik olmuştu ki…

Kendini tutamadı, kıkır kıkır gülmeye başladı. Önce büyükleri ona azarlarcasına baktılar. Fakat sonra…

Ablaları da birer birer, adeta patlarcasına gülmeye başladılar. Öyle ki, tüm aile gülme krizine tutulmuş gibiydiler… Anne öfkeyle “kesin şu gülmeyi, ayıptır” dediyse de katılırcasına gülmeler devam ediyordu.

Bu kez şoför yüksek sesle konuştu. “Bırakın gülsün, rahatlasınlar hanım teyze. Onlar çocuk. Bacoş hele sen, doya doya gül de rahatla. Arıların kurtuldu, sen gülmeyip de ne yapacaksın… Bey amca üzülmeyin, gözüm kapanmadan oraya varırız. Hani bizde atalarımızdan kalma bir söz vardır: “Çoğu gitti azı kaldı, keli gitti dazı kaldı. ” Yollar… Arada kıvrılıyor, dönerken çözülüyor, bazen da yılan gibi uzayıp gidiyordu…

Yol boyu nefis görüntüler: Tarlalardaki yeşilliklere bakarken gözleri yeşile, altın gözlü papatyalarla da beyaza boyanır gibi oluyordu. Nursel dalmıştı. Esen ablasının sesiyle irkildi “Bacoş, bak, taşındığımız yere yaklaşmışız. Senin arıların buralara kadar gelip, bu çiçeklere konabilirler…” O anda kıpkırmızı gelinciklerin olduğu tarlanın yanından geçiyorlardı. İçi sevinçle doldu. Zaten hep içine konmuş arıların olduğunu hayal ederek bakıyordu çiçeklere…

( N. T.nin, "Bacoş’un Arıları” adlı çocuk romanından alıntı-) 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve karsiyakalim.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Nuran Turemen
(08.06.2023 10:31 - #154)
Baygenç yayıncılık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve karsiyakalim.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nuran Turemen
(08.06.2023 10:31 - #155)
Baygenç yayıncılık
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve karsiyakalim.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.